Son şakanı yaptın ve gittin…

O gece gördüm seni, nerden bilirdim son kez göreceğimi. Sana sımsıkı sarılsaydım keşke, biraz sohbet etseydik seninle… Belki de fazla üzülmemi istemedi tanrı..

Öyle canım acıdı ki… Anlatmak çok güç… Sen de gittin, öncekiler gibi… Ara sıra gir rüyalarıma..

Yazının devamını okumak için tıklayın »

Kel oldum, kel-les oldum!

kel-les …Ve evet, kel oldum! Bundan üç sene önce, 2006 yazında da yine bu şekilde kafamı kazıtmıştım. O zaman pek bir sebep yoktu. Bu sefer son günlerdeki canımın sıkıntısına kurban gittiler diyebilirim sanırım.

11 Kasım’ın ilk dakikalarında, yani dünün ilk dakikalarında ani bir operasyonla yaptım bu değişimi. Önce banyo yapmak için giriyordum banyoya, bir de traş olacaktım hazır girmişken. Ayna da kendime bakarken, nereden esti bilmiyorum, çıkıp bir de makas aldım mutfaktan. Önce makasla uzunları kısalttım, sonra jiletle üzerinden geçtim. Ve sonuç… Kel oldum, kel-les oldum!

Yazının devamını okumak için tıklayın »

etiketler, , ,
Ben yine yalnız kaldım

Bir koltukta ben, diğerinde kendim… Türk kahvemiz orta şekerli, ortam biraz gergin… Göz gözeyiz ayna misali… Sessiz izlemedeyiz… Beden dili, enteresan… Farklı birbirimizden… Ben, omzum O’na doğru, bacak üstünde bacak… Kendim, kollarım birbirine kenetli, dudaklar mühürlü… Hadi ama koyulaşsın muhabbet…

Yazının devamını okumak için tıklayın »

Ata’ya mektup…

Atam;

Ölümünün 71. yılındayız, Cumhuriyetin de 86. Hala aptal saptal törenlerle anılıyorsun Atam. Bırak bütün günü, kimse o saygı dolu bir dakikayı seni düşünerek geçirmiyor. Zorunluluktan anlayacağın. Ne anlarız biz saygıdan?
Atam, sen muasır medeniyet düzeyi dedin, bak biz geldik oraya, el sallıyoruz sana oradan. Ama dediğin gibi çok da ahım şahım bir şey değilmiş be, neden bilmem o “muasır olmayan” Türkiye’yi özlüyoruz, en azından biz gerçek Türk gençliği. Sahiden Atam, nasıl becerdin sen tek bir sözünle o kadar geri kafalıyı susturmayı, biz nerede yanlış yaptık da başımıza çıkardık hepsini?

Yazının devamını okumak için tıklayın »

Zaman hep düşük yapar bizim buralarda..

Belkiler, amalar, keşkeler…
Kalemini teslim edersen yandın.
Bitmez arkalarından gelen kırılmışlıkların.
Kalemini kurtarıp, düşlerini aşkın, acının yuvarlak klişelerine hapsedersin.
Bil ki, handikaptır yazmak…
Yazdığın kadar varolmak, yazamadıkların kadar yok olmayı getirir zamanla.
Hayatından satırlarına taşıdığın çelişkileri, kaleminin mürekkebi kurutur.
Yazdıkların acıtmaya başladığında, zamana bırak derler hep.
Zaman hep yeni acılara gebe.
Ama bilirsin..
İş, her şeyin çok güzel olmasına gelince;
Zaman hep düşük yapar bizim buralarda…