Ne yazsam beğenmiyorum

Yalnızdım… Doğduğumdan beri sanki hep yalnızdım. Yalnızca ben vardım. Sen ise hep oradaydın; yanımda, ikilemlerimde, savaşlarımda, direnişlerimde, teslim oluşlarımda… Yabancı değildin bana. Bendendin, içimden… Ne olduğunu bilemedim yıllarca. Çözmeye çalıştım, çözemedim… Gerçeklik miydin, yoksa sığındığım yalan mı? Anlayamadım…

Yazının devamını okumak için tıklayın »

Mehdi

İstanbul otogarı viyadüklerin çevrelediği bir örümcek ağıdır. Ağlarına yalnız bahtsızlar takılır. Parası olmayanların kaderleri değişmesede yerlerinin değiştiği bir başlangıç, ya da sondur burası. Hele öğlen kalkan ya da öğlen ulaşan otobüslerin yolcusuysanız, bu hayata sarılma direncinizin ilk test yeri yine bu otogardır.

Öğlen ezanı okunuyordu. Nisan’dı ama hâlâ kaşkollara sarılmış insanlar, ciğerlerinden çıkan havayı kaşkolun içine üfleyerek ısınmaya çalışıyorlardı. Artvin’e gidecek otobüs yolcuları sigaralarından son bir fırt çekip, otobüsün basamaklarını çıkıyorlardı. Muavin bagaj kapaklarını kapattı, peron görevlisi içerideki yolcuları sayıp, kafasını arka kapıdan uzatıp bağırdı.

Yazının devamını okumak için tıklayın »

Bir hazineye benzetiyorum seni

Bir hazineye benzetiyorum seni. Sıkıntılı zamanlarımda yanımda bulunan. Yaşamıma anlam veren bir düş gibi geliyorsun bana. Mutluluk veriyor bana seni her gece başucumda bulmak. Ve sabah uyandığımda da gitmemiş olduğunu görmek.

Geceleri mavi bir ay varken denizin üzerinde, elimde hep sen oluyorsun. Gözlerim kapanana dek. Karanlıkta elini bana uzatan yine sen, ben korkudan titrerken. Dost oluyorsun bana, bitmeyen gecelerimde. En sıcak hikâyelerini anlatıyorsun bana. Tam üşümeye başlamışken. Sana bakıyorum, seni dinliyorum da; düşünüyorum yıldızları, samanyollarını. Ve aniden dalıveriyorum uykuya. Sen yine uyumuyorsun. Gözlerini kapamıyorsun bile. Ben uyurken, son halinle kalıveriyorsun ellerimde.

Yazının devamını okumak için tıklayın »

Bir şeyler farklı olsun hepimiz için…

Tanıdığım en “en” olan insansın herhalde. Nasıl bir ağırlıktır bu “en” olmak? Bu “en”lerin başında, çok yakışan bir şey geliyor aklıma; zıtlıkların sana yakışıyor olması. Zıtlıkların değil, senin onları yaratman, yaratmanın verdiği ışıkların yüzünde kırılması…

Yazının devamını okumak için tıklayın »

Meleğim, teşekkür ederim

Yarın erken kalkmalı…
Yüzümü yıkamalı…
Pijamaları çıkartmalı…
Kahvaltıya yumulmalı…
Mutfağı karıştırmalı…
Tuvalette zaman harcamalı…
Günlük gazeteleri okumalı…
Aynaya bakmalı…
Düzgün olmalı…
Yeni günü kamçılamalı…
Dışarıya çıkmalı…
Çıkmadan şiir yazmalı…
Aynaya bir daha bakmalı…
Soluduğum havaya teşekkür etmeliyim…

Ve sonra meleğim…
Teşekkür ederim…